michel platini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michel platini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2013 Cumartesi

Katar’ın Spora Olan Düşkünlüğü

29.11.2013 tarihli Sol'da yayınlanmıştır.

Katar’ın Spora Olan Düşkünlüğü

Katar’ın dünya futbolu çevrelerinde birkaç başlık üzerinden tartışmalara konu olduğundan bahsetmiştik. Son zamanlarda ülkemiz basınında da çeşitli yazılar ve haberler yayınlanmaya başlandı. Kısaca hatırlatalım, bunlardan ilki, ortalama sıcaklığın 37 santigrat derecede olacağı bir dönemde bu ülkede 2022 Dünya Kupası’nın sağlıklı bir biçimde yapılamayacağı ve organizasyonun kış aylarına alınması üzerine gelişti. Konu bir çözüme ulaştırılmasa da, başka bir tartışmaya yol açtı. Ülkede göçmen işçilerin sağlıksız koşullarda çalıştırılmaları ve özellikle geçtiğimiz yaz aylarında aşırı sıcaklardan ötürü 44 göçmen işçinin yaşamlarını kaybetmeleri, uluslararası işçi örgütlerinin tepkisini çekti ve FIFA, Katar’ı işçi hakları konusunda reforma gitmesi konusunda uyarmaya başladı. Sonra, çalışma rejiminin şartlarından ötürü ülkeden ayrılmasına izin verilmeyen Fransız futbolcu Zahir Belounis’in yıllardır süren tutsaklığı gündeme geldi. Gary Lineker’in twitter üzerinden konuyla ilgilenmesi ve Dünya Futbolcular Birliği(FIFPro)nin Katar’ı futbolcu haklarından duyulan endişe nedeniyle ziyaret edeceğini açıklamasından birkaç gün sonra, Belounis’e çıkış vizesi verildi ve futbolcunun haftasonundan önce Fransa’daki evine dönmesi bekleniyor.

Böylece, bu 3 konudan birisinin hiç değilse şimdilik çözümlendiğini söyleyebiliriz. Peki, futbolda kulüpler ya da milli takımlar düzeyinde hiçbir başarısı olmayan bir ülke, nasıl oluyor da FIFA Dünya Kupasına evsahipliği hakkını kazanıyor ve uluslararası futbolda tartışmaların odağı haline geliyor? Bu soruyu yanıtlamak için, Katar’ın künyesine göz atmak gerekiyor. Nüfusu 2 milyon civarında olan doğalgaz zengini bu ülke, dünyada Gayri Safi Yurt içi Hasıla rakamının en yüksek olduğu ülke. Elbetteki bu zenginlik nüfusun geneline bir başka deyişle nüfusun %80’ini oluşturan ve Nepal, Hindistan, Pakistan gibi yoksul Asya ülkelerinden gelen göçmen işçilere yayılmıyor. Uluslararası Sendikalar Birliği ITUC’un yaptığı uyarıya göre, Katar işçi hakları konusunda gerekli iyileştirmeleri yapmazsa, 2022 yılında başlama düdüğü çalana kadar yaklaşık 4,000 işçi hayatını kaybedebilir.

Katar Televizyonu Al Jazeera tarafından hazırlandığı için, tanıtım ve reklamın, haberin önüne geçtiği bir video. Yine de, Aspire tesislerini görmek, hemen hepsi Katarlı olmayan antrenörler ve personelin çalışmalarından ve Cafu, Mourinho gibi isimlerin izlenimlerinden haberdar olmak için izlenebilir.

Katar, işçi haklarına ayırmadığı bu zengin mali kaynaklarını spora yatırmaktan çekinmiyor. Bunların başında gelen ASPIRE Akademisi, Katarlıların spor olanaklarını arttırmayı da amaçlıyor ancak asıl yoğun programı, özellikle futbol ve atletizmin çeşitli branşlarında  Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkelerinden gelecek vaat eden çocukları toplayıp onları profesyonel atletler seviyesine yükseltmek. Akademinin internet sitesinde, Futbol Düşleri programıyla her yıl bu ülkelerden 500,000’den fazla çocuğun denemeden geçirildiği yazıyor. Eğitim veren profesyonel kadronun da çeşitli ülkelerden bir araya getirilen profesyonellerden oluştuğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Katar’ın önde gelen spor kulüplerine ve organizasyonlarına sponsor olurken de oldukça cömert davrandığını görüyoruz. 2011 yılında, Katalan ulusal simgesi olarak kabul ettikleri formalarına reklam almamalarıyla tanınan Barcelona kulübü, Katar Vakfının 5 yıl için önerdiği 150 milyon Euro’luk teklifi kabul etti ve bu yıl da bu anlaşmayı, Katar Havayollarıyla imzalanan 3 yıllık ve 96 milyon Euro bedelli bir sözleşmeye dönüştürdü. Katar sermayesinin göze çarpan bir başka hamlesi de, Paris Saint-Germain’le yapılan 4 yıl süreli ve 200 milyon Euro bedelli sponsorluk anlaşması, bu sefer sponsor kurum Katar Turizm Ofisi olmuş. Guardian’da yayınlanan David Conn imzalı makaleye göre Platini, eski devlet başkanı Sarkozy’nin, Katar’ın PSG konusundaki girişimlerinin desteklenmesini istediğini kabul etmiş ancak 2010 yılında gerçekleştirilen dünya kupası evsahipliği oylamasında, Katar lehine oy kullanması yönünde bir baskı görmediğini ifade etmiş. Ancak Platini’ini oyunu yalnızca futbolun istikbali için kullandığına dair şüpheler burada sona ermiyor, özellikle bir avukat olan oğul Laurent Platini’nin, Katar spor giyim firması Burdda’nın CEO’luğuna getirilmesinden sonra.

Katarlı yetkililer, ASPIRE Akademisinin gelişmekte olan ülkelerdeki yetenek avcılığı faaliyetlerinin sosyal sorumluluk amacıyla yapıldığını savunuyorlar. Öte yandan, Katar’ı yöneten Al Thani ailesinin, ülkenin ekonomik zenginliğini dünya siyasetinde kendisine nüfuz alanı yaratmak için kullanma çabasında, sporu bir köprü olarak gördüğü yorumları da yapılıyor. 

3 Kasım 2013 Pazar

Platini’den 40 Takım Hamlesi

01.11.2013 tarihli Sol'da yayınlanmıştır.

Platini’den 40 Takım Hamlesi
Dünya kupası tartışmalarının son bölümünde, UEFA Başkanı ve FIFA Başkanlığı potansiyel namzeti Platini’nin katılımcı sayısının 40 takıma çıkarılması önerisiyle karşınızdayız. Platini bu düşüncesini, FIFA Başkanı Blatter’in Asya ve Afrika kıtalarına Dünya Kupası’nda daha fazla kontenjan ayrılması gerektiğini savunmasının ardından kamuoyuyla paylaştı. Bir başka deyişle 2015 ya da 2019’da FIFA başkanlığına oynamaya hazırlanan Platini, rakibinin Asya ve Afrika ülkelerine yapmaya çalıştığı jestin, Avrupa ve Amerikalı katılımcıların da sayısını arttıralım diyerek altında kalmamaya çalıştı.

1930 yılında Uruguay’da düzenlenen ilk turnuvadan bu yana katılımcı sayıları hep artmış ve buna paralel olarak formatta değişiklikler yapılmış. Yol masraflarının önemli bir engel oluşturduğu ilk 4 kupadan Güney Amerika’daki 2 organizasyona Avrupalıların, Avrupa’dakilere ise Güney Amerikalıların katılımı sınırlı olmuş. Bu yıllarda Asya ve Afrika’dan kupaya katılan takım yok. 2. Dünya Savaşı’ndan ve 1960’lı yılların bağımsızlık hareketlerinden sonra FIFA’nın üye sayısı artmış olmasına rağmen, bu artış katılımcı sayısının arttırılması sonucunu getirmemiş. 1930’lu yıllardan bu yana 16 olan rakam, ancak 1982 yılında, televizyonun yaygınlaştığı bir dönemde 24’e, Avrupa kıtasında ülke enflasyonunun yaşanmasını izleyen sonraki on yılın son kupası 1998’de de 32’ye yükseltilmişti.

Amatör sporculardan oluşan ABD ekibi İngiltere'yi 1-0 mağlup ettiğinde, bırakın bu sonucu, İngiltere'nin 1-0 kazanması bile inandırıcı bulunmamış, "10-0" bitmiştir, ajans bir sıfır eksik yazmıştır diyenler olmuş. Kupanın şampiyonlar ligi "kalite"sine erişmesi, bu öykülerden mahrum kalmamız anlamına gelebilir.

Blatter’in Afrika ve Asya’ya daha fazla yer ayrılması çıkışının da, Platini’nin “kimsenin yerinden kısmaya gerek yok, 8 takım daha ekleyerek turnuvayı 3 gün uzatmak herkesi mutlu eder” yanıtının da başlıca nedeni, seçim kazanmayı hedeflemeleri olarak düşünülebilir. Biraz da bu tezlere yönelen itirazları inceleyelim. İlki, 2018 Rusya organizasyonundan; hazırlıklarını 32 takıma göre yaptıklarını ve kendi organizasyonları için bu artışa sıcak bakmadıklarını söylüyorlar. Fox sports sitesinde yer alan bir diğer itiraz, insanlığın en özgün icatlarından birisi olan kupaya yetenek yarışması muamelesi yaparak, zaten yeterince zayıf takımın yer aldığı kupada, oyunun kalitesinin korunması adına, yıldız oyuncu ve takımların daha fazla meşgul edilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu görüşe pek itibar etmemek gerektiğini düşünüyorum. Kendisi de ABD’li olan yazarın, ülkesinin hiç şans verilmediği halde 1950 yılında İngiltere’yi yenerek yarattığı hikayeyi, örneğin FIFA sıralamasında ilk 40’ta yer alan Panama’dan esirgemesi hakkaniyetle bağdaşmaz. Zaten Şampiyonlar Ligi gibi, başarılı ülkelerin ve takımların ödüllendirilmesine dayanan ve yeni takımların parlaması önünde türlü engeller çıkaran bir organizasyon var, dolayısıyla Dünya Kupasında temsilde adalete daha fazla önem verilmesi yerinde bir yaklaşım.

Daha iyi düşünülmüş ve 40 takımlı bir organizasyonun pratik ve lojistik zorluklarına dikkat çeken bir yazıysa Guardian’da yer aldı. Platini’nin önerisi gerçekleşirse, 48 olan grup maçı sayısı 80’e çıkacak ve günde en az 4 maç yapılması gerekecek. Her maçtan sonra zeminlerin ve stadyumların bakımı için birkaç gün geçmesi gerekeceği için ise, ya turnuvanın kulüpler tarafından zaten uzun bulunan süresi daha da uzayacak, ya da daha fazla stadyuma ihtiyaç duyulacak, bu da Güney Afrika’da olduğu gibi “beyaz fil” olarak adlandırılan ve turnuva sonrası atıl hale gelen tesis sayısını arttıracak. Ayrıca, ekonomileri kırılgan olarak adlandırılan ülkelerin sayılarının fazlalaştığı günümüzde, 40 ülkeden takımlar, taraftarlar, medya çalışanlarının ihtiyaçlarını karşılayacak stadyumlar, antrenman-konaklama yerleri ve çeşitli turistik tesisleri işletmeye gönüllü olabilecek ülke sayısı fazla değil. Platini’nin aklında, UEFA’nın 2020 Avrupa Şampiyonası için bulduğu, tek ülke ya da ortaklık yerine, 10-12 ülkeye dağılacak bir alternatif olduğu söylentileri de dolaşıyor.

Futbolun temel bileşenleri olan sporcular ve taraftarlara da danışmayı düşünürler mi acaba?

16 Eylül 2013 Pazartesi

Katar 2022 Tartışmaları Devam Ediyor

13.09.2013 tarihli sol'da yayınlanmıştır.

Katar 2022 Tartışmaları Devam Ediyor

Bu satırlarda evsahipliği Katar’a verilen 2022 Dünya Kupası etrafındaki tartışmalara daha önce değinmiştim. Tekrara düşmemeye çalışarak, sporseverlerin bazen gözlerinde çok büyüttüğü uluslararası spor kuruluşlarının halini de gözler önüne seren, bu konudaki gelişmeleri aktarmak istiyorum. FIFA Başkanı Sepp Blatter, organizasyonun çöl ikliminin geçerli olduğu ülkede yaz aylarında oynanmasının doğru olmayacağı savını ileri sürmüş, “3 yıl önce bu kararı verirken aklınız neredeydi” sorularıyla karşılaşmış, yanıt olarak İsrail, Ürdün ve Filistin ziyaretlerinden sonra bölgenin ne kadar sıcak olduğunu yeni fark ettiğini söyleyince de, haliyle alay konusu olmuştu. Blatter, artık bu kupanın kış aylarında yapılması için elinden geleni yapacağını da eklemişti.

NY Times yazarı Rob Hughes’a ve başkalarına göre, Katar seçiminin arkasındaki isimlerden birisi, aynı zamanda UEFA başkanı olan Michel Platini. Adaylık sürecinde ABD’nin teklifini desteklediği söylenen Blatter’in başlattığı takvim değişikliği tartışmasının önündeki en büyük handikap, haziran-temmuz ayları dışındaki hemen her seçeneğin başta Avrupalı devlerin futbol sezonuyla çakışması. Faal sporculuk döneminde, oynamak için neden İngiltere yerine İtalya’yı tercih ettiği sorusunu, “Çünkü Noel zamanı futbol oynamak istemiyorum” diye yanıtlayarak İngiltere liglerinin yoğun takvimini doğru bulmayan Platini, bugün de, bütün dünyanın 150 yıldır İngilizlerin takvimine uyduğunu, bir seferliğine de İngiltere’nin uyum sağlaması gerektiğini savunuyor. Ne var ki, turnuvanın mevsiminin değiştirilmesinin önündeki tek engel, küresel futbol sezonunun sekteye uğraması değil. Tarih değişikliğine karar verilmesi halinde, bazı uzmanlar, adaylık sürecinin yeniden başlaması gerekeceği yorumunda bulunuyorlar. Blatter’in bu kaotik durumdan çıkmak üzere 3 Ekimde toplanacak olan icra komitesine bir öneride bulunması bekleniyor.
Video, Katar ve Dubai (BAE)deki göçmen işçilerin çalışma ve yaşama koşulları hakkında. "Kafala" sistemi de anlatılıyor.

Kupanın körfez ülkesinde düzenlenecek olması, iklim-mevsim başlığı kadar popüler olmasa da daha önemli tartışmaları beraberinde getirdi. France Football’un ödüllü yazarı Philippe Auclair’in makalesinde yer verdiği üzere, geçtiğimiz nisan ayında küresel sendikal konfederasyon olarak nitelendirilebilecek olan ITUC, Katar’ın çalışan nüfusunun %90’ından fazlasını oluşturan göçmen işçilerin koşullarını ”modern zamanlarda kölelik” olarak nitenlendirerek, gerekli reformları gerçekleştirmemeleri halinde organizasyonun bu ülkeden geri alınmasını FIFA’dan talep etti. Mutlak monarşiyle yönetilen ve petrol zengini olan ülkede, diğer körfez ülkelerinde de uygulanan bir kefalet sistemi bulunuyor. Buna göre, Hindistan, Nepal, Filipinler gibi Asya ülkelerinden gelen göçmen işçilerin vize ve yasal statülerinde, işverenleri sorumlu tutuluyor. Pratikte çoğu zaman işçilerin pasaportlarına el konulması anlamına gelen bu sistem ve Katar’daki çıkış vizesi prosedürünün, işçinin ülke dışına çıkışını işverenin onayına tabi tutması, insan hakları sözleşmelerinin birçok maddesinin ihlali anlamına geliyor. Bu işçilerin çoğunun haftanın 6 günü, 10 saatlik mesailerle, ücretli yıllık izin gibi haklardan yoksun olarak çalıştırıldığını ve çöl sıcağında klimasız ortamlarda yaşamak durumunda kaldıklarından, uyku esnasında can kayıplarının da yaşandığını belirtelim. Yine Auclair’in aktarımıyla, Katar’ın evsahipliğine hak kazanmasından sonra, işçi haklarını geliştirecek bir yasa tasarısı üzerinde çalıştığını ve bunu FIFA ve uluslararası insan hakları örgütlerine sunduğunu öğreniyoruz. Ancak ITUC’un konuyu kısa bir süre önce gündeme getirmesi, bu konuda iyileşme olmadığını gösteriyor.

Daha da az tartışılan bir konu da, her kültürden, etnik kimlik ve inançtan insanın akın edeceği ve eğlenmek isteyeceği turnuvada, islami kurallara dayanan hukuk sisteminin ne kadar esneyebileceği. Biraz daha açmak gerekirse, Katar’da yabancılara içki satışı, çoğunlukla pahalı restoranlarda yapılıyor; ancak, örnek olsun, binlerce ingiliz taraftarın bira içmek için kendilerini bu restoranlarla sınırlamayacağını öngörmek zor değil. Katarlılar bu meseleyi halletmek adına, İstanbul’daki UEFA final maçı organizasyonlarından aşina olduğumuz, fanzone’larda içkiye izin verebileceklerini söylüyorlar. Yine de yeterli olacağını söylemek güç.

Aslında 2010 yılında, 2018’in Rusya’ya ve 2022’nin Katar’a verildiği oylamadan itibaren ele almak lazım meseleyi; önümüzdeki haftalara kalsın.